Nefesin Zarafeti

Meditasyon yapmaya başladığımızda keşfedeceğimiz ilk şey, zihnimizin ne kadar kontrolden çıktığıdır. Dikkatimizi nefese vermek istiyoruz ama zihnimizdeki maymunlar her yerdeler, zıplıyorlar, hopluyorlar ve dönüyorlar akıl almaz bir şekilde. Ancak biraz nezaket ve sabırla, meditasyon ile, zihnimizin sakinleşmeye başlaması da an meselesi oluyor.

Sabır ve nezaket… Bu iki kavram meditasyon uygulayıcısı için çok değerli.

Meditasyon yaptığımızda, düşüncelere daldığımızda hep nefese dönüş davetini yapmalı mıyız? Bu soruyla çok karşılaşıyorum. Meditasyon yapmaya başladığımdan beri nefes alma farkındalığına düşkünüm. Nefes, meditasyon yapanlara sıradan, erişilebilir nefes alma ve nefes verme deneyimine dayanan çok yönlü bir meditasyon konusu sunar. Dikkati, dikkat dağıtıcı şeylerden uzaklaştırmak ve dikkati mevcut bir deneyime sabitlemek için çok çeşitli uygulamalarla birlikte kullanılabilir.
Nefesimizin farkındalığı hakkında konuştuğumuzda, diğer her şeyi dışlayarak nefese perçinlenmekten bahsetmiyoruz. Önemli olan, nefesimizin farkında olmak ve ayrıca içimizde ve çevremizde olup bitenlerin farkında olmaktır. Dolayısıyla nefese geri dönme daveti, güçlü bir duygunun içinde bu kadar kaybolmamakla ilgilidir, örneğin duygunun yarattığı hikayeye kendimizi kaptırıp nefese dikkat etmeyi tamamen unuttuğumuzda… Veya aksine kendi deneyimimize derin bir odaklanmada, etrafımızdaki dünyayla bağlantımızı unuturuz.
Nefesle çalışmanın en sevdiğim yanı, nefesin istisnasız her birimize karşı nazik oluşunun farkına varmak.

Ne olursa olsun, hayatın boyunca nefesin sana eşlik edecek. Nefesin seni hayatta tutacak.

Kendimize karşı sert olabiliriz – çoğu insanda bu eğilim var gibi görünüyor – ama kendimize karşı nazik olamadığımızda, her zaman kendi nezaketine ve varlığına sahip olan nefes vardır. Hayata, nefesin her birimize özgürce sunduğu bir tür sevgi ya da hediye olarak bakabiliriz. Bu ne büyük bir mucize.

Meditasyon yaparken üzüntü veya öfke gibi güçlü duygular ortaya çıktığında, onları da bırakıp nefese dönecek miyiz?

Üzüntü, korku veya öfke gibi güçlü bir duygu ortaya çıkarsa, nefese odaklanmamızı bırakmamızda bir sakınca yoktur.

O zaman duyguyu sanki bir geniş bir yaylaymış gibi ele alabiliriz. Bunun adını, tanımını kendimize “nazikçe” fısıldayabiliriz- “Üzüntü, üzüntü”, “Korku, korku” – bu, ne hissettiğimizi kabul etmek için bir tür farkındalık aracıdır. Duygunun vücudumuzda ve kalbimizde hareket ettiğini böylelikle hissedebiliriz.

Belki bir hikaye anlatır ve bunu kabul edebiliriz. Sürekli bir farkındalık mevcudiyetini sürdürerek, ortaya çıkan her şeye karşı merkezlenmiş ve zarif kalırız. Ardından, duygu dalgası yatıştığında, dengeleyici bir dinlenme uygulamasına dönüşen nefese tekrar geri dönebiliriz.

Nefesi gözlemleme; farkındalığı, sakinliği ve derin anlayışı geliştirmek için taşınabilir bir araçtır.

Nefes, bir pratiğe getirdiğimiz beklentileri ortaya çıkarır; nasıl hissettirmesi gerektiğini düşündüğümüz, neyi başarmayı amaçladığımız ve tüm bunların ne anlama geldiği. Her nefes beklentilerimize meydan okur ve tamamen orijinaldir; bazen uzun, bazen kısa; bazen pürüzsüz, bazen değil. Nefes harekettir ve hareket değişimdir, varlığımızın gerçeğidir. Her inancı sımsıkı tutabiliriz ama içinde bulunduğumuz anın tezahürü olan bir nefesi tutamayız. Soluk vermenin kendisi, bizi, salıvermenin boş kolaylığına ve ferahlığına yönlendirir.

Araştırmalar, odaklanmış nefes almanın depresyonu ve kronik ağrıyı hafifletmeye, iltihapla savaşmaya ve DNA'mızdaki yaşamı uzatan genleri etkinleştirmeye yardımcı olabileceğini söylüyor. Nefesin gücü anlaşılamaz ama net bir şekilde hissedilebilir- sadece Benliğimizin içinde değil, ötesinde de. Akciğerlerimizin derinliklerinde ve kendimizle dış dünya arasındaki ayrım tek bir hücreden daha küçüktür. Bu bir ayrılık değil. “Biz”in “Bir” in ta kendisidir.